Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.099
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan Abdülhanid Han'ı hal' için saraya gelen Hâl heyeti karşısında sultanın vakur ve soğukkanlı tutumunu hadisenin canlı şahidi kızı Ayşe Sultandan dinleyelim: 'Cevat Bey içeri girerek Milli Meclis'ten heyet geldiğini haber verdi. Babam 'Buyursunlar' dedi. Başkâtip önde olarak gelen heyet içeri girdi. Dört kişi idiler. Babamın karşısına sıra ile durup kısa birer selâm verdiler. Babam mukabele etti. Gelenler Arnavut Esat Toptani, Laz Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi ve Yahudi Karaso Efendi idi. Başta duran Esat Toptani yekten, -Millet seni azletti, dedi. Babam metin ve gür bir sesle, -Zannedersem hâl'etti demek istiyorsunuz. Pek âlâ!. Buna gösterilen sebep nedir, diye cevap verdi.
Ünlü şair Yahya Kemal, İstanbul'un işgal altında bulunduğu günlerde, İngilizlerin Topkapı Sarayını yağmalayacağı söylentileri üzerine derhal saraya gitmiş ve Saray Katiplerinden Lütfi Bey ile dolaşırken intibalarını dile getirmişti. Bu yazısında, Hırka-i Saadet Dairesi'nde karşılaştı ğı manzarayı şöyle anlatır:"Revan Köşkü'nde gezerken kulağıma derinden bir Kur'ân-ı Kerim sesi geldi. Birdenbire İslam mimarisini tam mânâsıyla gördüm. Çünkü İslam mimarisnin içinde, bir ruh gibi, muhak kak rahle başında bir Kur'ân-ı Kerim sesi lazım. O olmadığı zaman bu mimâri, kuru bir şekilde görünüyor. Bu fikrimi rehberim Lütfi Bey'e söyledim ve bu Kur'ân sesinin nereden geldiğini sordum. "Hırka-i Saâdet Dairesinden" dedi. Yavaş yavaş sesin geldiği pencereye baktım; yeşil yemyeşil, rûhâni yeşilm bir daire, pencereye arkasını çevirmiş bir hafız, öteki aleme dalmış bir ruhun istirahatiyle okuyor, diğer bir hafız da gözlerini yummuş, bir köşede tesbihini çekerek bekliyor.
Sun'ullahzâde Said Efendi, İstanbul evliyasındandır. 1514 (H. 920) senesinde Tebriz'de doğdu. Küçük yaştan itibâren ilim tahsiline başladı. Önce babası Şeyh Sun'ullah hazretlerinden dersler aldı. Sonra büyük âlim, velilerin önderi Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin halifelerinin sohbet ve derslerinde bulundu. İlimde ve tasavvuf mertebelerinde kemâl dereceye ulaştıktan sonra talebe yetiştirmek üzere vazifelendirildi. Şah İsmâil ortaya çıkıp, İran'da Eshâb-ı kirâm düşmanlığı ve Şiilik yaygınlaşınca, Bitlis'e gitti. 1548 senesinde, Kânûni Sultan Süleymân'ın İran seferinden sonra Pâdişâhla birlikte İstanbul'a geldi. 1563 senesinde hac ibâdetini yerine getirip, tekrar İstanbul'a döndü.
1572 (H.980) senesinde İstanbul'da vefât etti. Şeyh Vefâ Câmii bahçesinde medfundur. Vefat etmeden evvel yanındakilere buyurdu ki:
Cemâlüddin el-Mevsıli hazretleri tefsir, fıkıh ve hadis âlimidir. 551 (m. 1156)'da Musul'da doğdu. İbnü'l-Hadevs diye de tanınır. Zamanın meşhur alimlerinden ilim tahsil ederek Şafii mezhebinin önemli fakihleri arasında yer aldı. Daha sonra fıkıh okuttu, fetva verdi. 630 (m. 1233)'de Musul'da vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Muğlalı Mustafa Efendi Osmanlı evliyâsınındandır. 884 (m. 1479)'de Muğla'da doğdu. 968 (m. 1560)'da Semerkand'da Hâce Ubeydullah-i Ahrar zaviyesinde vazifeli iken vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hân hazretlerinin hocasıdır. Soyu, Hz. Ebû Bekir'e dayanır. Kendisini ilim tahsiline adamış, Hacı Bayrâm-ı Veli'den icâzet almıştır.Bir gün Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerine sordular: " Sana kırk yıldan beri hizmet eden nice dervişlerin var; onlara icâzet vermedin de, az bir zamanda Akşemseddin'e nasıl icâzet verdin?Hacı Bayrâm-ı Veli hazretleri onlara şu cevabı verdi:" O, benden ne gördü ve ne işitti ise inandı, kabul etti; hikmetini sonra kendisi buldu. Diğerleri ise hemen hikmetini sorarlar. Aradaki fark budur.