Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.816
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1820'den beri Osmanlı Devletini yıkma planını uygulamaya koyan Batının sömürgeci, soykırımcı milletleri; topuyla, tüfeğiyle, en modern deniz araçlarıyla bu necip milletin kökünü kazımaya gelmişlerdi. İngiliz ve Fransızlar, sömürgelerinden gençleri toplayarak Türklerle savaşmaya getirmişlerdi. Trablusgarp ve Balkan harplerinden yorgun ve yaralı çıkan Türk milletinin elinde, vatan sevgisi güçlü bir sermayesi vardı. Kasım 1914'te Çanakkale ve Maydos yani Gelibolu kıyılarını şiddetli bombardımana tutan bu kan içiciler, binlerce sivili öldürdüler. Marmara'ya giren İngiliz denizaltıları, asker ve malzeme sevk eden birçok gemimizi sinsice vurdular. Binlerce masum askerimizi şehid ettiler. Zeytinburnu'ndaki, top döküm fabrikamızı bombaladılar. İrili ufaklı 407 parça gemi ile, Çanakkale Boğazına 18 Mart 1915 günü sabah 08:30'da girmeye başladılar.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın namaz kılınmasına dikkat edilmesi hususunda Rum vilayetlerine gönderdiği ferman şöyledir:
Ali bin Ahmed Mekki hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh âlimidir. İran'da, Rey'de doğdu. Bir süre sonra Şam'a gitti. 598 (m. 1201) yılında orada vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Ali Nebtiti hazretleri Mısır evliyâsının büyüklerindendir. 1495 (H.901) senesinde, Mısır'da vefât etti. Dergâhının yanına defnedildi.
Bu mübarek zat, her yıl Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere halkına elbise, hubûbât ve şeker dağıtırdı. Verdiği şeylerin gizli tutulmasını ve verdiğini hiç kimseye bildirmemelerini isterdi. Birisi, onun verdiğini birine anlatsa, bir daha ona bir şey vermezdi. Kendi malını, talebelerine gelen hediyelere karıştırırdı. Sanki onların içinde kendi malı yokmuş gibi onları talebelerine taksim ederdi. Hızır aleyhisselâm ile görüşürdü. Sohbetlerinde buyururdu ki:
Abdülaziz Nesefi rahmetullahi aleyh, Hanefi mezhebi fıkıh âlimidir. Aslen Kûfelidir. 533 (m. 1138) yılında vefât etti. Kitabında buyuruyor ki:
Hanefi mezhebinde, namazın sünnetleri şunlardır:
Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.