Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.821
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
İran Şahı, Sultan IV. Murad Han'a bir çok hediyeler göndermişti. Bunlar arasında bir de yay bulunuyordu. Dünyada bir benzeri olmayan bu yay, son derece sertti ve ancak kuvvetli bir pehlivan bunu gerebilirdi. Padişah bu yayı ellerine alıp incelediler. Hediyeleri getiren İran elçisi sinsi sinsi gülüyordu:-Pek serttir efendim!..dedi.Fakat Murad Han'ın bakışlarını farkedince susmayı tercih etti. Yoksa kellesinden olacağını anladı. Padişah, çok kuvvetliydi. Fakat kendisi yayı kurmayı denemeden önce, başkalarını denemek istedi ve :-Bu yayı kim germek diler?...diye sordular. Kimsenin cevap vermesini beklemeden:-Sen gel!..diye nöbetçilerden birini çağırdı.
Yavuz Sultan Selim Han'ın türbedarlarından biri, bir oğlan çocuğunun dünyaya gelmesini çok istiyordu. Bu yüzden hâmile bulunan hanımının bir isteğini iki etmiyordu. Ancak hanımı o sabah, kendisinden kiraz istemişti. O da, hâmilelerde bu gibi isteklerin olacağını zâten biliyordu. Lâkin kirazın henüz çıkmaya başladığı bu günlerde, çok pahalı olduğu da muhakkaktı. İmkânsızlıklarına rağmen, ümit vererek evden ayrılmıştı. Şimdi türbeyi süpürüyor, hem de bunu düşünüyordu. Akşam eve varınca hanım, "kiraz aldın mı?"diye sorarsa, ne diyecekti. İçinden her türlü fikir geçiyor, fakat bir türlü çıkış yolu bulamıyordu. Çünkü pahalı kirazı alacak parası yoktu. Tam bu esnâda, elindeki süpürgenin sapıyla, yıllardır hizmetini gördüğü Yavuz Sultan Selim Hân'ın sandukasına vurdu ve şöyle söylendi:
Muvaffakuddin Halebi hazretleri, Şafii fıkıh âlimlerindendir. 818 (m. 1416)'da Halep'te doğdu. İlk tahsiline babasının yanında başladı. Daha sonra İbn-i Hacer Askalâni ve diğer büyük âlimlerden Hadis ve Şafii fıkhı okudu. Üstün zekâsı ve güzel ahlakı sebebiyle hocası İbn-i Hacer'in takdirini kazandı. 884 (m. 1480) vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Bosnalı Abdullah Efendi, Osmanlı evliyâsının büyüklerindendir. 1583 (H.992) senesinde Bosna'da doğdu. İstanbul'da tahsilini tamamladıktan sonra Bursa'ya gitti. Oradan Mısır'a, sonra da 1636 (H.1046) senesinde hac vazifesini yapmak için, Hicaz'a gitti...
İlmüddîn Sehâvî hazretleri hadîs, fıkıh ve tefsîr âlimlerindendir. 558 (m. 1163) senesinde Mısır’da Sehâ’da doğdu. Devrinin büyük âlimlerinden ilim öğrenip icazet aldı. İlim tahsilini tamamladıktan sonra Şam’a gitti. Orada Benî-Ümeyye Câmii’nde kırk seneden fazla ders verdi. Pekçok kimse ondan ilim öğrendi. 643 (m. 1245)’de Şam’da vefât etti. Vefâtı yaklaştığı sırada söylediği bir şiirin tercümesi şöyledir:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."