Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.077
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Sultan I. Murad'ın Karamanoğulları üzerine sefere çıkmasını fırsat bilen Sırplar ve Bulgarlar, sınırlardaki Osmanlı köylerine saldırdılar ve 20.000'den fazla müslümanı katlettiler. Bunun üzerine derhal Sırplar üzerine sefere çıkan Sultan I. Murad, mevcudu 40.000'i bulan bir orduyla Kosova sahrasına kadar geldi. Bundan büyük bir telaşa kapılan Sırp kralı Lazar, Osmanlı ile tek başına başedemiyeceğini bildiği için Bulgar, Macar, Ulah, Arnavut, ve Boşnaklardan yardım istedi. Böylece, mevcudu 150.000'i aşan kalabalık bir haçlı ordusu Kosova'ya hareket etti. iki ordu arasında 9 Ağustos 1389 günü şiddetli bir muharebe başladı. Şehzade Yıldırım Bayezid ve şehzade Yakub beylerin olağanüstü gayretleri ile kısa zamanda kalabalık haçlı orduları mağlup edildi. Düşman ordusunun kaybı yüzbinden fazlaydı. Sırp kralı da esir alınmıştı.
1960 yılında Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Er, Libya'daki Türk sefâretine 'Devlet Müşaviri' olarak tayin edilir. kendileri zaman zaman Libya'da seyahate çıkarlar. Bunlardan birinde, mihmandarı, geçtikleri kasabada yaşlı ve meşhur bir şeyhin bulunduğunu, onu ziyaret etmenin faydalı olacağını söyler. Ve giderler. Oldukça ıssız bir yerde, bir ağacın gövdesine yaslanmış olan 80 yaşlarında, beyaz sakallı ve â'ma olduğu ilk bakışta belli olan Şeyh'i görürler. Ahmet Er kendisini takdim eder. Türk olduğunu da söyleyerek elini öpmek için müsaade ister. Bunun üzerine Şeyh, Ahmet Bey'e hitâben:" Ben senin elini öpmeliyim, der.Ahmet Bey'in "Estağfirullah" demesine fırsat bırakmadan onun elini öper. Bilmukabele, muhatabı da onun elini öper. Bunu müteâkip Şeyh, Ahmet Er'e:" Hangimiz kazançlı çıktık? diye sorar. Er:" Ben kazançlı çıktım; çünkü, pir-i fâni bir Müslüman ulusunun elini öptüm, der. Şeyh, hafifçe gülümser ve şu cevabı verir:" Hayır ben kazançlıyım; çünkü sen, çölde fakir ve nâçiz bir Müslüman'ın elini öptün. Ben ise şanlı, şerefli Osmanlı'nın elini öptüm.
Abdullah Ahvâzî hazretleri hadîs âlimi olup, hafız, yani yüz bin hadîs-i şerîfi ezberden bilirdi. İran’da Ahvâz şehrinin Civâlîk kasabasında doğdu. O devirde yaşayan âlimlerden ders aldı. Hadîs-i şerîf öğrenmek için, birçok şehri dolaştı. Pekçok hadîs âliminden hadîs-i şerîf rivâyet etti. 306 (m. 919) senesinde vefât etti. İlm-i hadîsle ilgili “el-Fevâid” isimli eseri vardır. Bu kitabında şöyle nakleder:
Kâsım bin Sellâm hazretleri fıkıh, tefsir ve hadis âlimidir. 154 (m. 770)'de Afganistan'da Herat'ta doğdu. İlim tahsilinden sonra o devirde büyük bir İslam beldesi olan Tarsus'a giderek kadılık yaptı. 224 (m. 839)'da Medine'de vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Neccârzâde Mustafa Efendi büyük velîlerdendir. 1679 (H.1090) senesinde Şebinkarahisar’da doğdu. İstanbul’a gelip zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. On yedi yaşında Beşiktaş'taki Sinân Paşa Câmii yanındaki medresede ders vermeye başladı. Bu sırada, Üsküdar’da Şeyh Fenâî Efendinin derslerine ve sohbetlerine devâm etti. Bu hocasından Celvetiyye icâzeti aldı. Edirne’ye giderek Arabzâde Hacı İlmî Efendinin sohbetlerinde bulundu. Ondan Müceddidiyye yolundan icâzet aldı. Edirne’de bir sene kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. 1746 (H.1159) senesinde vefât etti.
Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır.
İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim.