Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.485
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Binlerce Türk askerine mezar olan Çanakkale savaşlarında, emir eri olarak hizmet gören bir mehmetçik, bir gün kumandana çıkarak: -Komutanım, asker olmazdan evvel köy imamından dinlemiştim. Harp meydanında şehid olanlara Cennette huriler verilir demişti. Bende fakir olduğum için köyde evlenemedim. Bana da müsaade edin de, harbe girip huri kızı ile evleneyim der. Komutan askerin bu sözlerini gülerek karşılar ve memnun olduğu bir askerin ölmesine razı olmadığı için göndermek istemez. "Sen işine bak!" diyerek geri gönderir. Fakat mehmetçik, huri kızıyla evlenmeyi kafasına koymuştur. Bir kere vazgeçmez davasından. Tekrar gelir: -Komutanım, bütün arkadaşlar ölüp huri kızları alıyorlar. Ne olur banada müsaade et de ben de huri kızına kavuşayım, der.
Rodosluların yirmiye yakın galer ve kadırgalarına karşı küçük bir Türk çektirisi, amansız ve ölümüne bir mücadeleye hazırlanıyordu. Çektirideki Türk leventleri, şahin bakışlarını düşman gemisine dikmiş, korkusuz, telaşsız, bir an önce düşmanla kılıç kılıca gelecekleri anı bekliyorlardı.Türk çektirisi, etrafını bir karabulut gibi saran dev düşman gemilerine doğru dalgalarla oynaşa oynaşa giderken, leventler, birz sonra tadacakları şehadetin sevinci ve zevki içinde bayram havası yaşıyorlardı. Artı iki yaraf birbirlerine iyice yaklaşmışlar, atış menzili içine girmişlerdi. İlyas Reis, gözlerini düşman gemilerinden ayırmadan ilk emrini verdi:-Amiral gemisine dirise edeceğiz arkadaşlar!
Şihâbüddîn Ahmed hazretleri evliyânın büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. Tasavvuf bilgilerini Kutbüddîn Dımeşkî el-İsfeheydî'den öğrendi. Fıkıh ilmini Şihâbüddîn bin İmâd’dan tahsîl etti. 1416 (H.819) senesinde Kâhire’de vefât etti. Çok talebe yetiştirdi.
Kara Mustafa Paşa, on yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarındandır. 1634'te Merzifon yakınlarındaki Marince köyünde doğdu. Sultan Dördüncü Murâd Hanın Bağdat'ı fethinde (1639) şehid olan süvâri subaylarından Oruç Beyin oğludur. Dört yaşında yetim kalan Kara Mustafa, babasının dostu olan Köprülü Mehmed Paşanın himâyesinde ve kendisiyle yaşıt Fâzıl Ahmed (Paşa) ile berâber büyüdü. İyi bir tahsil görüp, kıymetli bir asker olarak yetişti. Köprülü Mehmed Paşaya damat oldu.
Ahmed bin Üstâd-ı A'zam hazretleri on üçüncü yüzyılda Arabistan Yarımadasının güneyindeki Hadramut'un Terim kasabasında doğdu. 1306 (H.706) senesinde bir sel felâketinde boğularak şehid oldu. Kabri Terim'dedir.
Ahmed bin Üstâd-ı A'zam, vefat etmeden kısa bir zaman önce oğluna buyurdu ki:
Görünüşü düzeltmekle adam olunamayacağına dair, Bayezid-i Bistami hazretlerinden şu kıssa meşhurdur: Müridlerinden biri:
"Paltonuzdan bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!…" der. Bayezid-i Bistami hazretleri cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezid'in paltosuna değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.