Fâni Geçici Olanı Verip Bâki, Kalıcı Olanı Al!
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.313.712
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
Fatih Sultan Mehmet, mürşidi Akşemseddin'den ayrı, İstanbul'da geçirdiği günlerde Şeyh Vefa'ya fazla ilgi göstermiş, yalnızlığına onda deva aramış, fakat ikisi arasında geçen çok ince bir hesapla bu ilgisine, Şeyh Vefa tarafından bir cevap bulamamıştı. Bir rivayete göre, Sultan Fatih tam üç defa Şeyh Vefa'yı makamında ziyarete gitmiş, fakat, üçünde kendisini görmeden göremeden dönmüştür. Sultan Fatih, Şeyh Vefa'nın tekkesi önündeki demir kapıya gelmiş, fakat kapıyı kilitli bulmuştur. Bahçede ne bir kul, ne bir can... Hükümdar ârif bir kişiydi. Bunun ne demek olduğunu anladı. Rengi kül gibi solmuştu.Bu yapılan ona hükümdar olarak değil, insan olarak dokunuyordu. O, yaralıydı, dinlenecek, dertlerini dökecek bir makam, sığınacak bir yer arıyordu.
1520 senesinde, babası Yavuz Sultan Selim'in vefatından sonra tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman, ilk seferini Belgrad üzerine yaptı ve 12 Temmuz 1521'de burçlara zafer sancağını çekti. Haçlı devletlerinin Akdeniz'deki müstahkem kalesi olan Rodos, aynı zamanda korsanların da üssü haline gelmişti. Akdeniz'in neresinde bir Müslüman gemisi yakalansa, buraya getirilirdi. Batı Akdeniz'de İspanyollardan kaçabilen bir Müslüman gemisi, doğu sularında mutlaka Rodosluların eline düşerdi. Ada zindanları Türk ve Müslüman esirleri ile dolup taşıyordu. Osmanlı donanması bu suları kontrol edecek kadar güçlü değildi. Bu yüzden ticari gemiler her zaman bir tehlike ile karşı karşıya idi.
Seyyid Abdullah-ı Şemdînî hazretleri Silsile-i aliyye adı verilen büyük âlim ve velîler silsilesinin otuzuncusudur. Hakkari-Şemdinli’de doğdu. Irak'ın Süleymâniye beldesine giderek oradaki medresede Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî ile bir kardeş gibi yaşadılar. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî aldığı bâzı mânevî işâretler üzerine Hindistan'a giderek Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin huzur ve sohbetleriyle şereflendi. İcâzet ve hilâfet verilerek Bağdâd'a gönderildi.
Ebû Hüreyre "radıyallahü anh" en fazla Hadis-i şerif rivayet eden sahabedir. Bu hususta şöyle demiştir: "Çok hadis rivâyet etmemin sebebi şudur: Ben fakir bir kimseydim. Belli bir işim yoktu. Her zaman Resûlullah efendimize hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda alışverişle; ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Resûlullah efendimizin yanında bulundum. Dolayısıyla diğerlerinden daha çok şey duydum..."
Mehmed Talui Efendi Halveti şeyhlerindendir. 1689'da Bolu-Mudurnu'da doğdu. İstanbul'da Halveti şeyhi Nasuhi Efendiden icazet alarak 1742'de Halveti tekkesine şeyh oldu. Ömrünün son yıllarında yeniden Mudurnu'ya döndü ve 1757'de vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Bir defâsında, bâzı kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardı. Yolcular arasında Abdurrahmân hazretlerinin talebelerinden birkaç kişi de vardı. Bir ara, geminin tabanından bir yer delindi. Ne yaptılarsa delinen yeri tıkayamadılar. Vazifeliler çâresiz kalıp, geminin batmasından korktular. Onlardaki bu telaşı görüp, vaziyeti anlayan talebeler, hocaları Abdurrahmân bin Muhammed'den yardım istediler. O esnâda hocalarını gemide gördüler.